Ağrı’dan Zeynep Öğretmen

agriZeynep 

 “…din, kültür ve hukukun yaşanışı yönünden benim en çok şaşırdığım şey hepsinin işlerine gelen kısımlarını uygulamaları…”

          “Anne babalar çocuklarına bir kalem almayı bile masraf olarak görüyor.”

          “Çocukların özellikle kızların toplumda yeri ‘Yok’ denecek kadar az….”

          “ …Okulda başarılı olan çocuklar tamamen kendi çabalarıyla oluyorlar…”

          “…merkezde de köyde de başlık parası sistemi devam ediyor. 2010’da bu başlık parası 8.000 ila 10.000 lira civarındaydı. Şimdi ise 15.000 ilâ 20.000 lira civarında”

         “13 yaşından itibaren ailenin yakın çevresinden başlayarak kızı sürekli istemeye gelenler oluyor”

        “İnanın buralarda fakirlik, yoksulluk diğer sorunların yanında en net, en basit, en çözülebilir sorun…”

– – – – – –     – – – – – – –     – – – – – –     – – – – –     – – – – – –

Uçsuz bucaksız çayırların ortasında bir okul….

Ne bahçesi ne kapısı var. Öylece kupkuru bir bina.

Öğretmenler odasında üç kişi zor durur, öyle küçük.

Unutulmuşluk….

Burada hissedilen duygu bu. Derin bir yalnızlık ve unutulmuşluk.

Oysa böyle hissetmemeli bu genç öğretmenler. Hatırlanmalı, yalnız bırakılmamalı… Okulun, öğrencilerin, kendilerinin ihtiyaçları sorulmalı, desteklenmeli. Hem de alabildiğine desteklenmeli.

Adı Zeynep değil aslında, bu röportaj için böyle bir isim bulduk ona. O da Anadolu’nun isimsiz kahraman öğretmenlerinden biri. Her bir öğrencisiyle tek tek ilgilenen, okuldan alınan kız öğrencilerinin ardından ağlayan, evlerine gidip okula göndermeleri için anne babalarına neredeyse yalvaran. Ve bütün bunları öyle sakin, dingin, hiçbir beklentisi olmadan yapmakta. İşte aşağıda Ağrı’da yeldeğirmenlerine karşı savaşan Zeynep’in hikâyesi.

Zeynepcim sen Ağrı’da öğretmenlik yapıyorsun. Önce biraz kendinden bahsedebilir misin?

Ankara doğumluyum.  Ankara Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldum ve o zamandan bu yana Ağrı’dayım. Buraya geldiğimden beri hayattaki amaçlarım dahil her şey değişti. Amacım hiçbir zaman öğretmen olmak değildi. Ama dönemeçlerin beni buraya getirmesinden çok ama çok mutluyum.

Daha önce hiç yalnız yaşamış mıydın? İlk gelişinde baban da seninle gelmiş, endişeleri vardı herhalde degil mi?

İlk defa ailemden başka bir yerde yaşamaya gidiyordum. Babam benden önce hazırlandı sonuçlar geldiğinde.  Babam muhtemelen neyle karşılaşacağımızı bilmediği için geldi benimle. Çok farklı ama o denli de güzel bir 7 ay geçirdik.

Velilerin okulla ilişkisi nasıl? Takip ederler mi çocuklarının derslerini?

Velinin okulla ilişkisi yardım istemek içindir. Bir istisna bile olmadı bugüne kadar. Dolayısıyla çocukların ihtiyaçları ile ilgili söylediklerim çoğu zaman duymazdan gelinir.  Hatta çocuklar bir şey istiyorlarsa bana söylerler, okulda varsa veririm yoksa şehir dışındaki babalarını ararım. Baba anneyi arar, anne lütfederse ihtiyacın gerekliliğine ikna olursa parayı verir. Çocuk parayı bana getirir, ben ihtiyaç olan şeyi çarşıdan alırım çocuğa getiririm. Bu süreç yıl boyu boyadan test kitabına kadar her şeyde tekrarlanır.

Öğrencilerinin çoğunun anadili Kürtçe sanırım. Hiç Türkçe bilmeden okula başlayan  öğrencin var mı?

İlk iki yıl Türkçe bilmeyen çocuklarla ilgili çok sorun yaşadım. Çocuk Türkçe’yi az çok anlıyor fakat cevabı Kürtçe veriyordu. Ev ziyaretlerinde çocuklara Türkçe kanallardaki çizgi filmleri izletmelerini söylüyorduk. Bu işe yaradı, bu sene gelenler arasında sadece bir Türkçe bilmeyen çocuk vardı. Okulda da birinci sınıf boyunca öğleden önce ders yapıyoruz ve öğleden sonra yeni kelimeler öğrenebileceği çizgi filmler seyrettiriyoruz. Bu şekilde hem Türkçe öğrenmesini hem de öğrendiği kelimeleri kullanmasını sağlamış oluyoruz.

‘Ev ziyaretleri’nden bahsettin biraz önce Zeynepcim. Nedir bu ev ziyaretleri?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın Alan Tarama olarak adlandırdığı ziyaretler bunlar. “Okul açıldığında Alan Tarama yapın okula gelmeyen çocukları kaydedin” deniyor.  Sürekli ev ziyareti görevlerimiz arasında değil ama köylülerle aramızı iyi tutmak için yapıyoruz.

Okul saatleri dışında neler yapıyorsunuz?

Okul dışında kışın genelde okey oynuyoruz, havalar güzelleşince Ağrı’nın civarındaki şehirleri geziyoruz.

Köy halkıyla aran nasıl? Kolayca kabullendi mi halk seni?

Halk her açıdan çok ilginç. Köylüyle bir çıkar durumu söz konusu olmadığı sürece mutlu mesut yaşarız ve yaşıyoruz ama yardım geldiğinde bir şekilde onun çocuğuna verilmemişse vay halimize…

Halkın ilginçliği şurdan geliyor; bir kere arada kalmış bir toplumun bir çok olumsuz özelliğine sahip ama aynı zamanda insanı mahcup edecek kadar iyi özellikleri de var.

Önce iyi özelliklerini söyleyeyim; son derece misafirperverdirler meselâ. İki günde bir yemeğe davet ederler. Sonra çok saygılıdırlar; bir örnek vereyim: Dördüncü beşinci sınıfta okuldan ayrılmış olup da şimdi ehliyet almak isteyen gençler öğrenim belgesi almak  için gelirler. Ben de tabii onlara çok kızarım ‘Niye bıraktınız okulu’ ‘Şimdi  karşıma geçip nasıl istersiniz bunu’ diye söylenirim ama yine de hiçbir şey demezler. Alttan alırlar, saygısızlık yapmazlar.

Kötü taraflarına gelecek olursak; din, kültür ve hukukun yaşanışı yönünden benim en çok şaşırdığım şey hepsinin işlerine gelen kısımlarını uygulamaları. Geri kalan kısmında töreye veya ajitasyona sığınılması.

Çocukların özellikle kızların toplumda yeri ‘Yok’ denecek kadar az. Sanırım bu sebeple çocuklar 12, 13 yaşına geldiklerinde, evlendirilmemiş olsa da kadın gibi davranmaya başlıyorlar. Burada kadınlar sürekli hasta numarası yaparak ilgi çekmye ve iş yapmaktan kurtulmaya çalışır ve yaptığı yanlışlar için sürekli bahaneler bulup yalan söylerler. Kız çocukları da işte bu anneleri örnek alıyor ne yazık ki.

Erkekler de normlara uygun davranmak için yaşlarının gereklerini yapmadıklarından ve meraklarının en yoğun olduğu dönemde  kızların onlardan uzaklaştırılmasıyla sorunlu bireyler olarak yetişiyorlar. Bu bireylerin en belirgin özellikleri sokakta kadınların rahat yürümesine müsaade etmemeleri. Kendilerini her şeyi yapmaya kadir görmeleri. Aynı şey buralı bir kadının başına gelse cinayet işlenir…

 İnanın buralarda fakirlik, yoksulluk diğer sorunların yanında en net, en basit, en çözülebilir sorun. Bazen sorunlar o kadar kompleks olabiliyor ki çözmek için buralı gibi düşünmeyi öğrenmek gerekiyor. Burayı veya böyle yerleri eğitimin değiştireceğini düşünüyoruz. İşin kompleks hale büründüğü yerler burada başlıyor. Buralı öğretmenlerin çoğunluğu kendi öğrencisiyle daha çocuk okurken evlenmiş insanlar. Bu kişiler benim garip karşıladığım, aklıma geldikçe ağladığım durumu anlayabilir mi? Bir çocuğu okuldan ayıran kendileriyken nasıl kız çocukları okula gitsin diye uğraşır ki?

Haklısın, hem de çok. Tüm bu nedenlerle kız öğrencileri okula çekmekte çok büyük zorluk yaşadığını biliyorum. Bu konuyu detaylı anlatabilir misin? Kızların üzerinde ne gibi baskılar var bu yörede?

Sorunlar o kadar kompleks ki, sorunları çözemese bile en azından durumun analizini yapması açısından bir sosyoloğun çalışması şart çünkü biz durumu tüm yönleriyle göremiyoruz. Tam “Bu sefer oldu” dediğimiz çok yerde hüsrana uğradık.  Durumu madde madde söyle sıralayabiliriz:

  • Öncelikle durum köylerde merkeze oranla daha kötü. Merkezde genelde ilkokul ve ortaokula kız ve erkek çocukları devam ediyor. Lisede ise kızların çoğu baş örtüsü takarak imam hatipe devam ediyor ama bir kısmı yine orta okuldan sonra okuldan alınıyor. Çünkü merkezde de köyde de başlık parası sistemi devam ediyor. 2010’da bu başlık parası 8.000 ila 10.000 lira civarındaydı. Şimdi ise 15.000 ilâ 20.000 lira civarında. Baba ve anne bunu hak olarak görüyor ve 13 yaşından itibaren ailenin yakın çevresinden başlayarak kızı sürekli istemeye gelenler oluyor. Mesela bizim hizmetli ve burs verdiğimiz ailenin bir kızı evlendirildiğinde  sormuştum “Kız çok küçüktü, niye verdiniz?” diye. Cevabı şu oldu: “Çünkü sürekli istemeye geliyorlardı”. Ne kadar garip değil mi? İstemeye gelenler çok fazla diye yaşı küçük de olsa evlendirmekte sakınca görmüyor çocuğunu. Burada bu yaklaşım çok yaygındır zaten.
  • Köyde  anne ve babalar işin yoğunluğunu bahane ederek çocukları okuldan alıkoyuyorlar.  Okulda başarılı olan çocuklar tamamen kendi çabalarıyla oluyorlar.
  • Anne babalar çocuklarına bir kalem almayı bile masraf olarak görüyor. Bu konuda sürekli tartışıyoruz. Halbuki her okuyan çocuk için aylık 40 lira para alıyorlar devletten.
  • Çok çalışkan bir kız öğrencim var bir de. Dünya zekisi yavrumu beşinci sınıftan sonra aldılar okuldan. Onunla aynı anda beşi bitiren erkek kardeşini okutmaya devam ettiler. Babası ve amcası ile yıllar süren tartışmalarımız oldu ama başarılı olamadık. Bu çocuk da yılmadı sürekli mektup yazdı “Beni kurtar” diye. O kadar olay yaşadık ki kelimeler yetmez duygularımızı anlatmaya. En sonunda babası da amcası da öldüler. Bir insan ölüme sevinir mi? Ben sevindim. Deliler gibi sevindim.  Onlar da annesiyle birlikte çok sevindi…  Biraz destekle annesinin yükünü de hafiflettik azıcık… Şimdi iki yıl aradan sonra okula başladı bu kız öğrenci ve  en düşük dersi  87 ile İngilizce oldu.
  • Bir süre önce eğitimli ailelerden birine yemeğe gittik anne ve babamla. Adam buralı memur emeklisi. Sürekli eğitime ne kadar önem verdiğinden, çocuklarının hepsinin okuduğundan, bir oğlunun lise birde kaldığından, sınıf tekrarı yaptığından, illaki okutacağından bahsediyor. Bir de ortalıkta hizmet eden bir kızcağız var;  15,  16 yaşlarında… “Bu kimdir?” diyoruz “Kızım” diyor, “Nerede okuyor?” diye sorunca birden rengi değişti, “Rahatsız olmasın diye okuldan aldık” diyor. Bu da bu civarın en ileri gelen eğitimlilerinden biri… Varın kızlarımızın halini siz düşünün.
  • Milli Eğitim hiçbir şekilde üstüne düşen görevi yerine getirmiyor. Geçen yıl üç kere ayrı ayrı şikayet dilekçesi verdim çocuklarını okula göndermeyen ailelerle ilgili ama dönüş alamadım. Yakın zamanda bu durumu tekrar sordum olayın kaymakamlığa intikal ettiğini ve peyderpey cezaların geleceğini söylediler. Ama devam etmeyen çocukların bir dönemi daha geçti.

Türkiye’de hakkıyla yapıldığında çok özveri isteyen bir iş öğretmenlik. Hele de senin gibi öğrencileri için canını dişine takarak uğraşan bir öğretmen için. Sen çabalarının karşılığını maddi olarak da aldığını düşünüyor musun Zeynepcim?

Ben hayatımda ilk defa kendimi işe yarar hissediyorum. Sanki bunca yıl kayıptım ve misyonumu unutmuştum da buraya gelince hatırladım. İlk yıllarımda diğer öğretmen arkadaşlarım başta olmak üzere durdurmak isteyen insanlar oldu. Biraz vicdanı rahatsız ediyor gözleri kapatmak burada ama yapılması gereken  işler de zor ve zaman alıcı. Yapan insanı durdurmaya çalışmak bu yüzden işte…

Milli Eğitim ilk geldiğim yıl teşekkür belgesi verdi okulda yaptığımız tadilatlar içinJ Onun dışında bir beklentim olmaması gerektiğini anladım… Küçük bir örnekle anlatayım, liseye devam etmesi gereken ve etmeyen öğrencilerle ilgili bir çalışma yapacağını söyledi milli eğitim ve ben de gönüllü bu çalışmada olmak istiyordum ilkokul öğretmeni olmama rağmen. Milli Eğitim’den gelen açıklama şu; “Evlere gitmeyeceğiz, ortaokul sistemlerinden o öğrencilerin kimlik numaralarını bulup açık liseye kaydedeceğiz, böylece bakanlık ‘Bu çocuklar niye liseye kayıtlı değil’ diye baskı yapmayacak.”

Bu demektir ki kağıt üzerinde okula giden yüzlerce çocuk kaybolup gidecek…

Geleceğe yönelik planların var mı? Paylasmak ister misin?

Aslında hayatıma üniversitede akademisyen olarak devam etmek istiyorum ama bana ihtiyaçları olan insanları bırakıp nasıl başka bir işte tatmin olacağım bilmiyorum. Ailem artık tayin isteyip Ankara ya da İstanbul’a gitmemi istiyor ayrıca. Bunlar üzerimde baskı da yaratıyor. Söylediklerimden de kafamın karışık olduğu belli oluyordur herhalde.

Zeynepcim son olarak şunu sormak istiyorum? Sen Milli Eğitim Bakanı olsan öncelikle çözmek isteyeceğin sorunlar neler olurdu?

Öncelikle, kendim de  öğretmenim ama maalesef öğretmen profilinde, yetiştirme tarzında büyük sıkıntılar var, bu konunun üstüne eğilirdim.

Özellikle empati yapabilme ve sorun çözebilme kabiliyetini geliştirmeye yönelik testler ve çalışmalarla bu yetenekleri kullanılabilir hale getirirdim. Çünkü öğretmenlik göreve başladıktan sonra öğreniliyor zaten.

Empati yeteneğinin gerekliliği ile ilgili de şu örneği verebilirim; mesela buradaki öğrencilerin matematikte ortak bir sıkıntısı var çarpma, bölme gibi işlemleri çok iyi yapabilenler de dahil çoğunluğu bunlarla ilgili problemleri çözemiyor. Öğrenci öğretmenden ve hata yapmaktan korktuğu sürece de çözememeye devam edecekler.

Bize çok kolay gelen dilsel özelikler çocukların başarısızlığının kaynağı oluyor…  Diyelim ki Yaş Problemleri çözüyoruz; annesi kızının yaşının 4 katı ise, gibi bir soru.. Öğrenci yanıma gelip “Öğretmenim oradaki ‘ise’nin ne demek olduğunu bir bilsem soruyu çözeceğim” diyor

Bu tarz sorunlar burada çok oluyor. Öğretmenin her an öğrenciyle empati yapması gerekiyor nereyi anlamadığıyla ilgili.

Bunun dışında yaptırımlar tam olarak uygulansa kısa vadede birkaç adım atabileceğimizi düşünüyorum.

Çok teşekkür ederim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *